Efsane 5
" Sevgi gençlikte, yaşlılıkta olduğundan farklıdır" düşüncesi
Aşık olmak, sevgi ve cinsellik sadece gençlikte olur ve en
fazla 40 ya da 50 yaşlarında bir rol oynar düşüncesi oldukça yaygındır. Ama
maalesef bu da tamamıyla yanlıştır. Zira aşık olmak ve sevmek prensipte yaşa
bağlı değildir. Vücut fonksiyonlarına bağlı cinsellik bile genelde 60-70 ve
hatta 80 yaşlarında bile işlevsel olabilir. Yine de bir çok insan için sevgi
gençlikte yaşlılıkta olduğundan farklıdır, zira o gençken yeni ve tazedir,
sevme becerisi gelişmektedir ve bu dönemde sevgi ve cinsellikle ilgili
tecrübeler oldukça güçlü hissedilir. Bunun nedeni, pek çok insanın sevginin
körleştiği ve cinselliğin ilgiyi yitirmiş bir alışkanlık haline gelmiş
olduğu bir beraberlik yaşamakta olmasından ötürüdür. Buna rağmen, "hayat
böyle işte" diyerek bıkkınca bir umursamazlık içerisinde beraberliklerine
sarılır bu insanlar.
Sevgi gelişen ya da körleşen fiziksel bir enerji midir?
Sevme becerisi, dış dünyayı olduğu kadar insanın kendisini de
uyanık duygularla pozitif olarak algılaması demektir. İleri yaşlardaki
beraberliklerde görülen sevme becerisi, cinsel içgüdünün henüz gelişmediği
erken çocukluk ve gençlik yaşlarında oluşur. Çocuk duygularını kullanır,
çimlerde yatar, tarlanın kokusunu en ince ayrıntılarıyla alır, gökyüzünde
geçen bulutlara bakar, elleriyle ağaç gövdelerini okşar, nemli toprağın
parmakları arasından süzülüşünü görür ve kendini unutmuş bir şekilde
duygularını yaşar. Dünyaya, güneşe ve yağmura olan sevgisi duyularıyla
edindiği tecrübeleri sayesinde oluşur. Bu deneyimleri yapamamışsa, algıları
yeterince gelişmemiştir ve daha sonraları bir eş sevgisini ve cinsellikte
olması gereken çokluğu geliştiremez ve cinsellik sadece nesnel ve içgüdüsel
bir işlev olarak kalır. Küçük yaşta edinilen sevgi deneyimleri tüm duyu
organlarıyla yapılır, çocukluğun duyarlılığıyla bütünleşir. Sanayileşmiş
büyük şehirlerde yaşayan yetişkinler her geçen sene duyarlılıklarını
yitirmektedirler. Yetişkin öğrenci ve çalışan bir kişi olarak insan
duygularına yabancılaşmaktadır.Geçerli olan başarı, nesnelcilik, Intellik ve
üretimdir. Hisler ve duygular rahatsız edici olarak değerlendirilmekte ve
bastırılmaya çalışılmaktadır. Çalışan bir yetişkinin beyni para, tüketim ve
başarıyla ilgili düşüncelerle doludur. Her şey onun statüsü, rekabeti,
hastalık ve yaşlılık güvencesi, çocukların eğitimi, başarısı ve
geleceklerinin güvencesi çerçevesinde odaklaşmaktadır. Ve bu durumda
duyarlılık ve buna bağlı olarak da algılananlara duyulan sevgi ihmal
edilmekte ve bir köşeye atılmaktadır. Doğaya olduğu kadar, doğanın bir
parçası olarak değil de, belirli görev ve vazifeleri yerine getirmekle
yükümlü bir eş olarak görülen kişiye olan bağ da yavaş yavaş
yitirilmektedir. Algılama becerisi her geçen gün körelmekte, düşünceler aynı
problemler olan başarı, tüketim ve güvence çemberi etrafında dönüp
durmaktadır. Bu durumda insan stres içinde yorulmakta ve
duyarsızlaşmaktadır. İnsan sürekli canlılığını yitirdiğini ve ruhsal olarak
ölmeye başladığını, sevgi becerisini yitirdiğini hissetmekte ve bu da onu
gitgide katılaştırmaktadır. İşte bu yüzden de sevgi ileri yaşlarda farklı
olmaktadır. Önemli olan bunun tabi ve doğal bir yaşlanma süreci olmadığını,
aksine yaşamı sürdürmeyle ilgili bir sorun olduğunu bilmektir. 60 yaşında
olmasına rağmen duyarlı olan, çevresine açık ve olumlu gözlerle bakan ve onu
algılayan, kendini ve dış dünyayı hep yeni gözlerle gören her kişi elbette
bir genç insan gibi sevebilir; zira yaşlanan bedendir, ruh değil. Ruh
meditatif (yani derin algılayabilmekte) ve duyarlı ise sürekli genç kalır.
İşte bu yüzden sevgi, yaşlılıkta da gençlikte olduğundan farklı değildir.
Ruh canlıysa, sevgi de taze, derin ve mutluluk verici olarak yaşanabilir.
Şaşırtıcı olan, mutluluğu aramış bir çok insanın yaşlanınca körelmiş,
karamsar ve sevgisiz oluşudur. Neden mutluluğu yakalayamadılar? Ruhları
neden genç kalmadı? Çünkü onlar yanlış yolu seçtiler. Onlar mutluluğu
güvencede ve başarıda bulabileceklerini sandılar ve duyarlılığın hiç de
önemli olmadığına inandılar.. Kimse onları aydınlatmadı ve onlar da
alışılmış olan, köreltici, güvenceli ve can sıkıcı yolu seçtiler. Gerçekten
ruh üzerinde düşünmek gerek, duyarlılığın ve sevginin yolundan, çoğunluğa
karşı olsa da emin adımlarla yürümek gerek. Bu yeni ve modern bir bilgi
değil, aksine insanların önemini unuttuğu ve küçümsediği, eski ve herkesçe
kolayca anlaşılabilir ve yaşanabilir bir tanıma (hatırlama). İşte buna
bağlı olarak da algılananlara duyulan sevgi ihmal edilmekte.
devamı için lütfen mor ateşe tıklayın
 |