Meral'in Sevgi Sitesi 

Giriş | İçerik | Sevgi nedir? | Şiirlerim | Hayatın İçinden | Sizin İçin | Sizin Seçtikleriniz | Resimler | Meral Kim? | Linkler | E-Karts|E-mail

Geri

Efsane 5

İleri

Duyarlılığın ve sevginin yolundan, çoğunluğa karşı olsa da emin adımlarla yürümek gerek...

SEVGİ

 

Efsane  5

" Sevgi gençlikte, yaşlılıkta olduğundan farklıdır" düşüncesi

Aşık olmak, sevgi ve cinsellik sadece gençlikte olur ve en fazla 40 ya da 50 yaşlarında bir rol oynar düşüncesi oldukça yaygındır. Ama maalesef bu da tamamıyla yanlıştır. Zira aşık olmak ve sevmek prensipte yaşa bağlı değildir. Vücut fonksiyonlarına bağlı cinsellik bile genelde 60-70 ve hatta 80 yaşlarında bile işlevsel olabilir. Yine de bir çok insan için sevgi gençlikte yaşlılıkta olduğundan farklıdır, zira o gençken yeni ve tazedir, sevme becerisi gelişmektedir ve bu dönemde sevgi ve cinsellikle ilgili tecrübeler oldukça güçlü hissedilir. Bunun nedeni, pek çok insanın sevginin körleştiği ve cinselliğin ilgiyi yitirmiş bir alışkanlık haline gelmiş olduğu bir beraberlik yaşamakta olmasından ötürüdür. Buna rağmen, "hayat böyle işte" diyerek bıkkınca bir umursamazlık içerisinde beraberliklerine sarılır bu insanlar.

Sevgi gelişen ya da körleşen fiziksel bir enerji midir?

Sevme becerisi, dış dünyayı olduğu kadar insanın kendisini de uyanık duygularla pozitif olarak algılaması demektir. İleri yaşlardaki beraberliklerde görülen sevme becerisi, cinsel içgüdünün henüz gelişmediği erken çocukluk ve gençlik yaşlarında oluşur. Çocuk duygularını kullanır, çimlerde yatar, tarlanın kokusunu en ince ayrıntılarıyla alır, gökyüzünde geçen bulutlara bakar, elleriyle ağaç gövdelerini okşar, nemli toprağın parmakları arasından süzülüşünü görür ve kendini unutmuş bir şekilde duygularını yaşar. Dünyaya, güneşe ve yağmura olan sevgisi duyularıyla edindiği tecrübeleri sayesinde oluşur. Bu deneyimleri yapamamışsa, algıları yeterince gelişmemiştir ve daha sonraları bir eş sevgisini ve cinsellikte olması gereken çokluğu geliştiremez ve cinsellik sadece nesnel ve içgüdüsel bir işlev olarak kalır. Küçük yaşta edinilen sevgi deneyimleri tüm duyu organlarıyla yapılır, çocukluğun duyarlılığıyla bütünleşir. Sanayileşmiş büyük şehirlerde yaşayan yetişkinler her geçen sene duyarlılıklarını yitirmektedirler. Yetişkin öğrenci ve çalışan bir kişi olarak insan duygularına yabancılaşmaktadır.Geçerli olan başarı, nesnelcilik, Intellik ve  üretimdir. Hisler ve duygular rahatsız edici olarak değerlendirilmekte ve bastırılmaya çalışılmaktadır. Çalışan bir yetişkinin beyni para, tüketim ve başarıyla ilgili düşüncelerle doludur. Her şey onun statüsü, rekabeti, hastalık ve yaşlılık güvencesi, çocukların eğitimi,  başarısı ve geleceklerinin güvencesi çerçevesinde odaklaşmaktadır. Ve bu durumda duyarlılık ve buna bağlı olarak da algılananlara duyulan sevgi ihmal edilmekte ve bir köşeye atılmaktadır. Doğaya olduğu kadar, doğanın bir parçası olarak değil de, belirli görev ve vazifeleri yerine getirmekle yükümlü bir eş olarak görülen kişiye olan bağ da yavaş yavaş yitirilmektedir. Algılama becerisi her geçen gün körelmekte, düşünceler aynı problemler olan başarı, tüketim ve güvence çemberi etrafında dönüp durmaktadır. Bu durumda insan stres içinde yorulmakta ve duyarsızlaşmaktadır. İnsan sürekli canlılığını yitirdiğini ve ruhsal olarak ölmeye başladığını, sevgi becerisini yitirdiğini hissetmekte ve bu da onu gitgide katılaştırmaktadır. İşte bu yüzden de sevgi ileri yaşlarda farklı olmaktadır. Önemli olan bunun tabi ve doğal bir yaşlanma süreci olmadığını, aksine yaşamı sürdürmeyle ilgili bir sorun olduğunu bilmektir. 60 yaşında olmasına rağmen duyarlı olan, çevresine açık ve olumlu gözlerle bakan ve onu algılayan, kendini ve dış dünyayı hep yeni gözlerle gören her kişi elbette bir genç insan gibi sevebilir; zira yaşlanan bedendir, ruh değil. Ruh meditatif (yani derin algılayabilmekte) ve duyarlı ise sürekli genç kalır. İşte bu yüzden sevgi, yaşlılıkta da gençlikte olduğundan farklı değildir. Ruh canlıysa, sevgi de taze, derin ve mutluluk verici olarak yaşanabilir. Şaşırtıcı olan, mutluluğu aramış bir çok insanın yaşlanınca körelmiş, karamsar ve sevgisiz oluşudur. Neden mutluluğu yakalayamadılar? Ruhları neden genç kalmadı? Çünkü onlar yanlış yolu seçtiler. Onlar mutluluğu güvencede ve başarıda bulabileceklerini sandılar ve duyarlılığın hiç de önemli olmadığına inandılar.. Kimse onları aydınlatmadı ve onlar da alışılmış olan, köreltici, güvenceli ve can sıkıcı yolu seçtiler. Gerçekten ruh üzerinde düşünmek gerek, duyarlılığın ve sevginin yolundan, çoğunluğa karşı olsa da emin adımlarla yürümek gerek. Bu yeni ve modern bir bilgi değil, aksine insanların önemini unuttuğu ve küçümsediği, eski ve herkesçe kolayca anlaşılabilir ve yaşanabilir bir tanıma (hatırlama).  İşte buna bağlı olarak da algılananlara duyulan sevgi ihmal edilmekte.

devamı için lütfen mor ateşe tıklayın

 

Giriş | İçerik | Sevgi nedir? | Şiirlerim | Hayatın İçinden | Sizin İçin | Sizin Seçtikleriniz | Resimler | Meral Kim? | Linkler | E-Karts| E-mail

Designed by S.M.A © meral@meralinsevgisi.com

Meral'in Sevgi Sitesi